İSTANBUL REHBERİ
2010 İSTANBUL TANITIM VE REHBER SAYFASI

Marmara bölgesinde il.Yüzölçümü 5.712 km2 ,nüfusu 1990
sayımında 7 309 190,merkezi İstanbul kenti olan İstanbul ili,33 ilçeye ayrılmıştır:
İSTANBUL SEMTLERİ VE TARİHİ BİLGİLERİ
Adalar | Avcılar | Bakırköy | Bayrampaşa | Bahçelievler | Beşiktaş | Beykoz
Beylikdüzü | Beyoğlu | Büyükçekmece | Çatalca | Çekmeköy | Eminönü | Esenler
Eyüp | Galata | Kadıköy | Kağıthane | Küçükçekmece | Maltepe | Pendik | Sarıyer
Sultangazi | Silivri | Şile | Şişli | Tuzla | Ümraniye | Üsküdar | Zeytinburnu
Arnavutköy | Esenyurt |Güngören | Ataşehir | Gaziosmanpaş
İstanbul
boğazının iki yanında Avrupa ve Asya toprakları üstünde yayılan,kuzeyde
Karadeniz,güneyde Marmara denizi,doğuda Kocaeli ili,batıda Tekirdağ
ili,güneydoğuda da Bursa iliyle sınırlanan İstanbul ilinin yüzey şekilleri,yüksekliği
az bir yayla görünüşündedir.Arazi,vadilerle önemli ölçüde yarılmış ve vadi
tabanları ile yayla yüzeyi arasındaki yükselti farkı artmıştır.İstanbul ilinin
en yüksek yerleri,İstanbul boğazının
doğusunda kalan kesimdedir.Bu kesimde, yapılarındaki kuvarsitin dayanıklılığı
nedeniyle aşınmanın etkisinden kurtularak yayla yüzeyine göre oldukça yüksekte
kalmış tepelerin en yükseği,Kartal’ın kuzeydoğusundaki Aydos tepesidir.537
metre yükseltili bu tepe dışında,İstanbul ili sınırları içinde yükseltisi 500
metreyi geçen tek nokta,Yalova ilçesi sınırları içindedir. Yükseltisi 400
metreyi aşan doruklarsa,Anadoluhisarı’nın doğusundaki Alemdağ(442 m) ile
Kadıköy’ün kuzeyindeki Kayışdağ’dır (438 m).Üsküdar’ın doğusunda yükselen Büyük
Çamlıca ve Küçük Çamlıca tepelerinin yükseltileri 300 m’yi bulmaz(birincisi 261
m,ikincisi 226 m).İstanbul boğazının batısında kalan kesimde,yani İstanbul
ilinin Avrupa topraklarında,doğudakiler
kadar yüksek tepelere rastlanmaz.Bu kesimdeki yükseltiler,güneydoğudan
kuzeybatıya gidildikçe artar.Istranca dağlarının son yükseltileri,İstanbul
ilinin kuzeybatısına kadar sokulur.İlin Avrupa kesiminin en yüksek (324m)
doruğu da buradadır.
İstanbul ilinde
iklim,Karadeniz Bölgesi iklimi ile Akdeniz iklimi arasında bir geçiş iklimi
özelliği gösterir.Kış mevsiminde,özellikle Balkan yarımadası üstünden gelen soğuk
baskınları ile Karadeniz etkisini yansıtan çisintili-yağışlı,az soğuk,ama
üşütücü havalar ve ılık lodoslu havalar birbirini izler.Ocak ayı sıcaklık
ortalamaları 5.4C,Göztepe’de 5.4 C,Yalova’da 6.1 C,temmuz
ayı sıcaklık ortalamalarıysa Şile’de 22,7 C,Yalova’da 22.9 C,Göztepe’de 23.4
C’tır.İstanbul ilindeki meteoroloji istasyonlarında günümüze kadar en düşük ve
en yüksek sıcaklıklara,Göztepe meteoroloji istasyonunda rastlanmıştır.(en düşük
-16.1 C, 9.2 1929’da;en yüksek 40.5 C,11.8 1970’ te)Sıcaklığın 0 C’ın altına
düştüğü,yani don yapan günler sayısı Göztepe’de 24,Şile’de 20,Yalova’da 19
dur.Yıllık yağış tutarı ortalamaları yarım metrenin üstünde,ama bir metreden
azdır:Şile’de 747 mm;Kandilli’de 786 mm;Yalova’da 760 mm.Yıllık yağışın
mevsimlere bölünüşü,Akdeniz yağış rejimindekine benzemekteyse (en yağışlı
mevsim kış,en kurak mevsim yaz)de,yaz kuraklığı hafiflemiştir.(Kandilli’de
yıllık yağışın yüzde 13’ü yazın düşer;oysa İzmir’de bu oran yalnızca yüzde 2
dir)Yağışlı günler sayısı,genellikle 100 günü geçer(Göztepe’de 121 gün)Kapalı
günlerin ortalam sayısı da,100 gün dolayındadır.Göztepe’de ortalama olarak
yılda 99 gün kapalı geçmekte,bu sayı Şile’de 125 gün bularak,Karadeniz’e
komşuluğun etkisini ortaya koymaktadır.Kar yağışlı günlerin sayısı,ortalama olarak
10 günden azdır.(Yalova’da 3,2 gün,Şile’de 5,4 gün,Kilyos’ta 6,5 gün.)Yerin
karla örtülü olduğu günlerin ortalama sayısı da 10 günü bulmaz: Yalova’da 2,3
gün,Kilyos’ta 5,7 gün,Şile’de 6,6 gün;Göztepe’de 7,5 gün.Ama,bu sayıların
ortalama değerler olduğunu ve her yılın gerçek durumlarının bu sayılardan çok farklı olabildiğini unutmamak gerekir.Sözgelimi,Göztepe
istasyonunda ortalama olarak 8,3 olan kar yağışlı gün sayısının 1948 yılında 34
günü bulduğu,yerin karla örtülü olduğu günler sayısının da bu istasyonda 23 gün
(1950) ile 0 (sıfır) gün (1955 ve 1958)arasında değiştiği görülmüştür.
İstanbul
ilinde,büyük akarsu yoktur.En büyük akarsu,aynı zamanda Kocaeli yarımadasının
da en büyük suyu olan Riva çayıdır.Güneydoğu-kuzeybatı doğrultusunda akan bu akarsu,Beykoz’un
Riva köyü yakınında Karadeniz’e dökülür.Boğaz’a dökülen akarsuların en
önemlileri,doğudan dökülen Göksu ve Küçüksu ile batıdan dökülen İstinye deresi
ve Büyükdere’dir.Ayrıca,Haliç’e dökülen Kağıthaneve Alibeyköy
dereleri,Küçükçekmece gölüne dökülen Sazlıdere,Büyükçekmece gölüne dökülen
Karasu deresi ve Terkos gölüne dökülen Istranca deresi sayılabilir.
İstanbul ilinde 3
göl vardır:Büyükçekmece,Küçükçekmece ve Terkos gölleri.Bunların en büyüğü olan
Terkos gölü (24 km2),İstanbul’un 50 km kadar kuzeybatısında,Karedeniz kıyısı
yakınındadır.Eski bir koyun,denizden kumsal ve alçak bir setle ayrılmasıyla
oluşmuştur.Gölün girinti ve çıkıntıları,denizin bastığı dere ağızlarını
belirtir.Terkos gölü,İstanbul kentinin büyük bir kesiminin suyunu sağlar.Gölün
doğusundaki Terkos köyünde 1885 yılında kurulan tesis,göl sularını temizler ve
İstanbul’a gönderir.İstanbul’un 15 km kadar batısında bulunan Küçükçekmece
gölü’de ,Marmara kıyısındaki eski bir koyun önünün kıyı kordonu tarafından kapanmasıyla.kıyı
gölüne(lagün) dönüşmesi sonucu oluşmuştur.16 km2 genişliğindeki bu gölün en
derin yeri,güney kenarına yakındır.Denizle ilişkisi tam kesilmemiş
olduğundan,suları yarı tuzludur.Küçükçekmece gölü de,Marmara kıyısındaki eski
bir koyun önünün kıyı kordonu tarafından kapanmasıyla,kıyı gölüne dönüşmesi
sonucu oluşmuştur.16 km2 genişliğindeki bu gölün en derin yeri,güney kenarına
yakındır(20 m)Denizle ilişkisi tam kesilmemiş olduğundan,suları yarı
tuzludur.Küçükçekmece gölünün 12km batısında yeralan Büyükçekmece gölü
de,Küçükçekmece gölünde olduğu gibi,eski bir vadi ağzının önce deniz suları
altında kalarak koy haline gelmesiyle,sonra da bu koyun bir kıyı kordonuyla
kapanmasıyla oluşmuştur.Yalnız,Büyükçekmece gölü,koyu kapatan kıyı kordonunun
yeri bakımından,Küçükçekmece gölünden farklıdır.Küçükçekmece gölünü oluşturan
setin koyun tam ağız kesiminde oluşmasına karşılık,Büyükçekmece gölünü denizden
ayıran kordon,koyun orta kesimindeki darlaşma yerindedir.Bu nedenle
de,Büyükçekmece gölü,adının tersine,Küçükçekmece gölünden
küçüktür.(Küçükçekmece 16 km2;Büyükçekmece 11 km2)Sığ olan Büyükçekmece gölünün
(en derin yeri,3,5 m)suları yarı tuzludur.
İlin doğal bitki
örtüsünde,kuzeye bakan yamaçlar ile güneye bakan yamaçlar arasında farklılıklar
görülür.Kuzeye bakan yamaçlarda,özellikle de Karadeniz’e yakın olan kesimlerde kayın,gürgen,kestane gibi nemcil
ormanlara rastlanır.Güneyde Marmara kıyılarında,Akdeniz bitki örtüsü
egemendir:Maki toplulukları;kurakçıl orman (Adalar’daki kızılçam ormanları)İlin
orta kesimlerindeki ormanlarda meşetürlri ağar basar.
Ekonomi
İstanbul ilinde tarıma elverişli alanlar fazla yer
tutmaz.Ekim alanlarının büyük bölümü tahıla ayrılır.Tahıl tarlalarının da
yarıdan çoğu buğday ekimine ayrılmıştır.Birçok ilimizde fazla ekilmeyen yulaf,İstanbul ilinde gerek ekim alanı,gerekse
üretim bakımından ikinci sırada gelir.Mısır ekimi,buğday ve yulaftan sonra,tahıl
türleri arasında üçüncü sırayı alır.Sanayi bitkileri arasında,en çok
şekerpancarı üretilir.Özellikle Çatalca ve Silivri ilçelerinde yetiştirilen
şekerpancarı ,Alpullu Şeker Fabrikası’nda işlenir.Ayçiçeği ekimi de
önemlidir.İstanbul’un oluşturduğu büyük pazar ,kent çevresinde sebzeciliğinde
gelişmesini sağlamıştır.Dikili alanlar arasında zeytin ağacı birinci sırada yer
alır.
Büyük kentin et
gereksinmesini sağlayan hayvanlar il
dışından,hatta bölge dışından gelir;yalnız,kentin çevresinde kurulan tavuk
çiftliklerinin sayısı son yıllarda çok artmıştır.Suyunun sıcaklığı ve balıklar
için besin olabilecek maddelerin çokluk ve azlığı bakımından iki farklı denizi
birleştiren,bu yüzden de mevsimlik balık göçleri görülen İstanbul boğazı,yakın
döneme kadar önemli bir balıkçılık alanıyken,kirlenme sonucu,son yıllarda bu
önemi azalmıştır.
Karadeniz
kıyısının gerisinde,Ağaçlı kesiminde bulunan Linyit yatakları,eski önemini
yitirmiştir.Aynı biçimde,Sarıyer’in bir mahallesine adını veren (Maden
mahallesi) bakır yatakları da, günümüzde tükenmiştir.
İstanbul kenti ve
yakın çevresi,Ülkenin önemli sanayi alanlarından biridir.İstanbul’da gelişmiş
olan sanayi kollarının başında gelen besin sanayisi yakın yıllara kadar birinci
sırayı alır,onu dokuma sanayisi vce deri sanayisi izlerken,son çeyrek yüzyıl
içinde,İstanbul sanayisinde görülen hızlı gelişme,hem sanayi kuruluşlarının
sayısını arttırmış,hem de sanayi kolllarının sırasını değiştirmiştir.Günümüzde
İstanbul sanayisinde elektrikli alet ve
metal eşya yapımı ile bazı taşıt araçlarıyla iili anayi kolları birinci
sıradadır.Kimya sanayisi(boya,ilaç,kozmetil,vb) ikinci sırada yer alır.Onu
dokuma sanayisi(pamuklu,yünlüdokuma ve hazır giyim)izler.Deri ve ayakkabı
sanayiside önemli yer tutar.İstanbul’daki sanayi alanları arasında Haliç’in iki
kıyısı,Bakırköy-Kazlıçeşme çevresi ve Kadıköy-İzmit arasındaki kesim yakın
döneme kadar yoğunluk bakımından başta gelirken,günümüzde
sanayi,Güneşli,İkitelli,Mahmutbey,Halkalı gibi alanlarda yoğunlaşmıştır.
Ulaşım
İstanbul,ulaşım bakımımdan önemli bir düğüm noktası
oluşturur.Gerek Avrupa’dan (Sirkeci),gerek Anadolu’dan (Haydarpaşa) gelen
demiryollarının bitim ya da başlangıç noktaları buradadır.Aynı şey,karayolları
için de söz konusudur.Türkiye limanları içinde giriş-çıkış etkinliğiyle en
başta gelen liman da,İstanbul limanıdır.(Galata-Salıpazarı ve Haydarpaşa
limanları)Türkiye’nin en işlek uluslararası ve ulusal havalanı olan Atatürk
havalimanı da ve Anadolu yakasındaki Sabiha Gökçen havalimanı İstanbul il sınırları içindedir.İstanbul’un Avrupa ve
Asya kesimleri,İstanbul boğazı üstünde 1973’te hizmete giren Boğaziçi köprüsü
ve 1988’de hizmete giren Fatih Sultan Mehmet köprüsüyle birbirine bağlanmıştır.
İstanbul Online Trafik Kameraları için Tıklayınız.
Türkiye Ulaşım Rehberi Sayfası için Tıklayınız (Uçak, Tren, Otobüz,Deniz Yolları)
İstanbul Online Uçak Bileti Sayfası İçin Tıklayınız.
İstanbul Otel Rezervasyon Sayfası için Tıklayınız.
İstanbul Müzeleri Adres ve Telefonları için Tıklayınız.
İstanbul Şehir Planları için Tıklayınız.
İSTANBUL’UN
FETHİ
Bizans İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul’un
Osmanlıların eline geçmesiyle sonuçlanan savaşı belirten tarih terimi.Osmanlı
devletinin Avrupa ve Anadolu’daki toprakları arasında Hristiyan bir devletin
tek önemli üssü halinde kalan İstanbul’u I.Yıldırım Beyazıt dört kez
kuşatmış,ama almayı başaramamıştı.Osmanlı devletinin bir imparatorluğa
dönüşmesinin önündeki en önemli engel olan bu kenti ele geçirmeyi başalıca
amacı haline getiren Fatih Sultan Mehmet,1452 ‘de İstanbul boğazı’nı denetim
altın alabilmek için Rumelihisarı’nı yaptırarak büyük toplar
yerleştirtti.1452-53 kışı içinde Osmanlı ordusu Edirne’de savaş hazırlıklarına
girişti ve dönemin ölçülerine göre dev boyutlarda kuşatma topları
yapıldı.Hazırlıkları tamamlanan ordu,kentte Katolik ile Ortodokslar arasında
çekişmelerin başladığı bir sırada yola çıkıp (23 Mart 1453),5 Nisan’da
İstanbul’un önüne ulaştı.Büyük kuşatma toplarının açtığı gediklerin hemen kapatılması ve Haliç ağzına gerilen
zincir nedeniyle Haliç’e girilememesi ve üstelik Avrupa’da papanın girişimi ile
bir Haçlı ordusunun toplanmaya başladığı haberleri üstüne,Sadrazam Çandarlı Halil Paşa padiaşaha kuşatmanın
kaldırılması önerisinde bulundu.Ama öneriyi kabul etmeyen Fatih Sultan Mehmet
,22 Nisan gecesi ,Haliç’i ele geçirmek için küçük gemilerden oluşan 67 parçalık
bir donanmayı karadan Haliç’e indirterek ,fetih yolunda önemli bir adım attı.23
Mayıs’ta kenti teslim etmesi önerilen Bizans İmparatorunun öneriyi geri
çevirmesi üstüne ,29 Mayıs 1453 günü
büyük ve son saldırı başlatıldı.Ulubatlı Hasan’nın Topkapı surlarına Türk
bayrağını dikmesinden sonra,kanlı bir çarpışmayla Türk ordusu Eğrikapı ve
Topkapı’dan kente girmeye başladı.Haliç surlarından Cebe Aşli Bey,Tekfursarayı
surlarından Karaca Paşa,Marmara surlarından Kaptan Hamza Bey komutasındaki
birliklerin ve Vezir Zağanos Paşa kuvvetin de kente girmesinden sonra,bütün
direniş kırıldı ve Fatih Sultan Mehmet,aynı gün Topkapı’dan İstanbul’a girdi.
İstanbul
boğazı
Güneybatı-kuzeydoğu doğrultusunda uzanarak Karadeniz ile
Marmara denizini bağlayan boğaz.Çanakkale boğazıyla birlikte”Boğazlar”diye
adlandırılan İstanbul boğazı,tam ortasından geçirilecek düz bir çizgi boyunca
30,5 km uzanır;ama girinti-çıkıntılarıyla birlikte Anadolu kıyısının uzunluğu
35 km,Rumeli kıyısınun uzunluğu 55 km’dir;en dar yeri 760 km’yken,en geniş yeri
3500 m’yi bulur;ortalama derinliğinin 50-60 m olmasına karşılık,derinliği Bebek
ile Kandilli arasında 120 m’dir.Karadeniz’den Marmara denizine geçen Akdeniz’in
tuzlu sularının oluşturduğu bir alt akıntı tarafından aşılan İstanbul boğazının kıyılarında,İstanbul kenti yayılır.Üstündeki Boğaziçi ve Fatih
Sultan Mehmet köprüleriyle Asya ve Avrupa kıtalarını bağlayan İstanbul
boğazı,Karadeniz ile Marmara denizi(dolayısıyla Akdeniz)arasında ulaşımı
sağlayan son derece önemli bir su yoludur.
İSTANBUL BOĞAZİÇİ TARİHİ (Kayıkçılar, Piayadeler ve Saltanat Kayığı)
İSTANBUL TARİH
İSTANBUL'DA ALIŞVERİŞ (Kapalı Çarşı, Tüccarlar, Bayram Alışverişi)
İSTANBUL GECE HAYATI (Ramazan'da İstanbul Gece Hayatı )
İSTANBUL TARİHİ KAHVEHANELERİ (Kahvehane Mimarisi ve Çalgılı Kahvehaneler)
İSTANBUL HAMAMLARI :(Tarihi Kadın Hamamları ve Gelenekleri)
İSTANBUL TILSIMLARI (Çemberlitaş, Yılanlı Sütun, Obeliskler, Tılsımlar)
FOTOĞRAFLARLA ESKİ İSTANBUL VİDEO İÇİN TIKLAYINIZ.
“İstanbul yarımadası” adı verilebilecek,İstanbul
boğazı,Haliç ve Marmara denizi arasında kalan üçgen biçimli yarımadanın ucunda
kurulan ilk kent,zamanla karaya doğru genişledi.Sarayburnu ile günümüzdeki
Ayasofya-Sultanahmet arasında bir yere kadar uzanan ilk kent,İ.Ö.658’de
Megaralılar tarafından bir koloni olarak kuruldu ve kurucularının önderi
Byzas’ın (Buzas) adından “Byzantion” adı verildi.Bu ad sonraları,Bizans
biçimine dönüştü.Daha sonraları Büyük İskender’in ve yerine geçenlerin
egemenliği altına giren,bir süre sonra yeniden bağımsızlığını kazanan
Bizans,Roma egemenliğine girince,imparator Septimius Severus’un buyruğuyla yeni
surlarla çevrildi:Bu surlar,Eminönü ile Kumkapı arasında uzanıyordu.İ.S.
325’te,imparator Constantinus döneminde,kentin alanı aşağı yukarı iki kat arttı
ve Cibali ile Samarya arasında kenti kuşatan surlar yapıldı.Kente’de
imparatorun adından “Konstantinopolis” adı verildi.Roma İmparatorluğu’nun
merkezi olan,İ.S.V.yy’ın ilk yarısında batıya doğru daha da genişleyen
kentte,Thedosios II döneminde (401-450) günümüze kadar ayakta kalan surlar
yapıldı(yapılışından günümüze kadar birçok kuşatma ve saldırıya karşın ayakta
kalan bu sağlam surların yanı sıra,Haliç ve Marmara kıyıları surlarla çevrilmişti).VII.
ve VIII.yy’larda müslüman Araplar tarafından birçok kez kuşatılan,ama ele
geçirilemeyen kent,1204’te Latinler tarafından işgal edilip,1261’de geri
alındı.1391’de Yıldırım Bayezit, 1422’de de II.Murat tarafından kuşatıldıysa
da,kuşatmalardan bir sonuç alınamadı.Sonunda,1453’te Fatih Sultan Mehmet
buyruğundaki Türk ordusu tarafından fethedilip ,sürekli genişledi ve önemli
anıtlarla donatıldı.O tarihten başlayarak Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti
olan kent,Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra 13 Kasım 1918’de İtilaf Devletleri
tarafından işgal edilip,Kurtuluş Savaşı’ndan sonra,6 Ekim 1923’te kurtarıldı.13
Ekim 1923’te TBMM’nin Ankara’yı başkent ilan etmesiyle,başkent işlevini yitirdi.
İSTANBUL’UN
KURTULUŞU
Mondros Ateşkesi’nden sonra İtilaf devletleri’nin işgaline uğrayan İstanbul’un ,Kurtuluş Savaşı
sonucunda kurtarılamasını belirten tarihi terim.13 Kasım 1918’de, İtilaf
devletleri donanmalarının,Haydarpaşa önlerinde demirlediği gün fiilen gerçekleşmiş
olan İstanbul’un işgali ,16 Mart 1920 günü resmi işgale dönüştü.Kurtuluş
Savaşı’nın zaferle bitmesinden sonra İstanbul’a Refet Bey komutasında bir Türk
birliği girdiyse de ,işgal resmen kalkmış olmadı.Lozan Antlaşması’ndan sonra ,4
Ekim 1923 günü ,işgal kuvvetleri düzenlenen bir törenle Türk bayrağını
selamlayarak kentten ayrıldılar.5 Ekim 1923’te kentin Anadolu yakasına gelen
Türk kuvvetleri,6 Ekim 1923’te Sarayburnu’ndan İstanbul’a girdiler ve 6 Ekim
günü,İstanbul’un kurtuluş bayramı ilan edilidi.
GÜNÜMÜZDE
İSTANBUL
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla başkent işlevini
yitirmiş olmakla birlikte,nüfusu Cumhuriyet döneminde,eski döneme oranla çok
daha hızlı artmış ve Türkiye’nin başlıca düşünce,kültür,ekonomi,finans ve
sanayi merkezi olmayı sürdürmüştür.Belediye sınırları göz önüne alınarak
yapılan sıralamaya göre, 13.8 milyonluk nüfusuyla, nüfus sıralamasında
Avrupa'da 1. dünyada ise 5. büyük şehridir. Gelişme ve büyüme sürecinde
surların her seferinde daha batıya ilerletilerek inşa edilmesiyle 4 defa
genişletilen şehrin 40 ilçesi vardır.
Sınırları içerisinde ise büyükşehir belediyesi ile birlikte toplam 40 belediye
bulunmaktadır.İstanbul,Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla başkent işlevini
yitirmiş olmakla birlikte,nüfusu Cumhuriyet döneminde,eski döneme oranla çok
daha hızlı artmış ve Türkiye’nin başlıca düşünce,kültür,ekonomi,finans ve
sanayi merkezi olmayı sürdürmüştür.
Özellikle yakın
yıllarda alan olarak genişlemesi de çok hızlanan İstanbul’un günümüzdeki
alanını kesin biçimde sınırlandırmak alanı yoktur.Çünkü,İstanbul’un yerleşme
alanının sınırları,İstanbul Büyükşehir Belediyesinin sınırlarına tam olarak
uymaz.Belediye sınırları Boğaziçi’nin orta ve yukarı kesimlerinde büyük
İstanbul’un sürekli yerleşme alanını aşarsa da,İstanbul boğazını’nın güney
kesiminde ve Marmara kıyılarında,yerleşme alanı belediye sınırları dışına geniş
ölçüde taşar.
Batı
doğrultusunda “büyük İstanbul”,Küçükçekmece kıyılarına dayanmış ve bu çevredeki
bazı eski yerleşme çekirdekleri(Küçükçekmece,Safra köyü, hatta daha kuzeyde
Halkalı) ile yeni kurulmuş semtler(Soğuk su,Şenlik,vb) artık kentin bir parçası
haline gelmiştir.Küçükçekmece gölünün batısında bile,sürekli yerleşme alanına
katılmış semtler vardır.Eski İstanbul’un batısında,kentin sur kapılarından
çıkan büyük yollar boyunca kurulmuş olan
semtler(Bahçelievler,Zeytinburnu,Ataköy,Yeşilyurt),bazı eski
yerleşmeler(Bakırköy,Yeşilköy)sürekli yerleşme alanına fiilen katılmıştır.Biraz
ötede,Haliç’in Eyüp önlerine rastlayan dirseğine egemen sırtlar üstündeki
düzlükler,kısa sürede çok yoğun bir yerleşme alanı içine girmiştir.Kağıthane deresinin,kuzey-güney
doğrultulu çığırı ile Boğaziçi kıyıları arasında kalan alandaysa,sürekli
yerleşme alanı geniş ölçüde yayılarak,önce Mecidiyeköy’ün eski çekirdiğini yeni
konut semtleriyle kuşatmış,sonradan kurulan ve büyük gelişmeler gösteren
Levent’e ulaşarak bir yandan da yukarı,Boğaz’a doğru uzanan yollar boyuncada
yeni yeni yerleşme çekirdekleri oluşturmuş,bir yandan da Boğaz kıyısında
eskiden beri var olan semtler gerisinde,bazen bu semtlerden dik yokuşlarla
ayrılan yeni yerleşme alanlarına(Etiler,Kalender,vb) yayılmıştır.Günümüzde
büyük İstanbul’un yayılma alanı,Boğaziçi’nin karşılıklı kıyılarında topografya
koşullarına uyarak,bazen kıyı boyunda birkaç ev dizisini içine alacak biçimde
darlaşmak,bazense genişleyip birbiri üstüne sıralanmış basamaklar biçiminde
yayılmak yoluyla,Rumeli yakasında Yenimahalle’ye Anadolu yakasında da Beykoz’a
kadar uzanmaktadır.Adı geçen yerlerin daha ötesinde,Rumelikavağı ve Anadolu
kavağın da İstanbul’un parçalarından sayılmaktadır.
Büyük İstanbul’un
Anadolu kesiminde de,aşağı yukarı aynı hızla bir gelişme gerçekleşmiştir.Burada,Boğaz
kıyılarına egemen yüksek düzlükler yavaş yavaşyeni semtlerle örtülürken,Marmara
kıyısı boyunca uzanan,önceleri birbirinden ayrı olan semtler,günümüzde
bütünüyle birleşmiştir.İstanbul boğazının güney ağzında yükselen Çamlıca
tepeleri,sürekli yerleşme alanlarıyla kuşatılmakta,bu alan özellikle ana yollar
boyunca içerilere sokulmakta,iç kesimde de bazı eski köyler,günümüzde büyük
İstanbul’un sınırları içine girmektedir.(Ümraniye,Bulgurlu,İçerenköy, Yakacık,
vb.)Ayrıca,Marmara denizi kıyısında demiryolunu izleyerek Güneydoğu’ya doğru
ilerlemekte olan “yerleşme dalgası”, Pendik’in doğusuna geçmiş,Tuzla
doğrultusunda yayılmıştır.
Hemen her
doğrultuda gelişme gösteren İstanbul’un sürekli yerleşme alanı,tepesi
Yenimahalle’de bulunan,tabanıysa Küçükçekmece ile Pendik arasında bir üçgen
içine sığdırılabilir.Yalnız,Marmara denizinde Anadolu kıyısına yakın bir alan
serpilmiş olan ve İstanbul kentinin bir parçasını oluşturan Adalar,bu üçgenin
dışında kalır.Büyük İstanbul’un yüzölçümü,yukarda belirtilen uç noktaları
arasında 500 km2’yi bulmaktadır.
Kentin ilk
kurulduğu yer ve çekirdeği olan,Haliç ile Marmara denizi arasında kalan üçgen
biçimli yarımada, günümüzde deİstanbul’un en canlı kesimini oluşturur ve başlıca anıtsal yapıların içine alır.Adı
geçen yarımadada (buna “İstanbul yarımadası”adı verilebilir) yerleşme,başlıca
tarihsel yapılar ve yol sisteminin önemli eksenleri,topografya koşullarına
kendilerini uydurmuşlardır.Burada iki geniş sırt,topografyanın en önemli
öğelerini oluşturur.Bu sırtlardan birincisi ve en önemlisi,Haliç’in güney
kıyısını yakından izler:Güneydoğu kuzeybatı doğrultulu olan bu sırtın
yüksekliği,kuzeybatıya doğru artar.Sarayburbu ile Ahırkapı arasında,Boğazın
güney ağzına egemen bir yamaçla başlayan sırt,Sultanahmet-Ayasofya düzlüğünden
başlayarak Sarayburnu doğrultusunda
uzanır ve Topkapı sarayı zemininde 45 m’yi bulan bir yükselti
kazanır.İstanbul’un bu ilk tepesi,batıda 33 m’lik bir alçalma alanıyla
Beyazıt’taki ikinci tepeden ayrılır.60 m yükseltili Beyazıt tepesinde,Beyazıt
kulesiyle birlikte,İstanbul Üniversitesi merkez binası,tepenin Haliç’e doğru
ilerleyen ucunda da Süleymaniye camisi yükselir.Bundan sonra ,sırt kuzeybatıya
doğru izlenirse,üçüncü bir tepe başlar.Bu tepenin doğu ucunda Fatih camiisi
yükselir.Tepe ile Beyazıt-Süleymaniye tepesi arasında,zemini 42 m ‘ye inen bir
alçalma noktası bulunur;bu alçalma noktasından ,Haliç’i Marmara’ya bağlayan en
öenmli cadde (Atatürk bulvarı) geçer.Fatih tepesi,Çarşamba semtine doğru yavaş
yavaş 72 m’yi aşan bir yükselti kazanır ve Haliç’e doğru uzanan bir yan sırtı
üstünde Sultanselim camiisi yükselir.Ana sırt,kuzeybatıya doğru hafif bir
alçalmadan sonra yeniden yükselerek,Edirnekapı yakınında surlara
ulaşır.(Mihrimahsultan camiisi zemininde,74 m yükselti)
İstanbul
yarımadasının ikinci sırtı,kuzey sırtından Yenibahçe vadisiyle (vadinin
tabanını Vatan caddesi izler) ayrılan güneybatı sırtıdır.Marmara denizi
kıyılarında basık yamaçlar halinde başlayan bu sırt,yavaş yavaş
yükselerek,yükseltisi Topkapı yakınında 69 m’yi bulur.Topkapı’yi Aksaray’a
bağlayan Millet caddesi,bu sırtın kuzey kenarını izler.
Cumhuriyet
döneminde yapılan ilk nüfus sayımında (1927) 691 000 olan İstanbul’un
nüfusu,1950’de bir milyona yaklaşmış,1960’ta 1 520 000’i geçmiş,1975’te 2,5
milyonu(2 772 708),1985’te 5 milyonu (5 475 982),1990’da 6 milyonu aşmıştır.
|