GezTürkiye.com - Ramazanda İstanbul gece Hasyatı


İSTANBUL BOĞAZİÇİ’NDE KAYIKLAR,PİYADELER...

Piyade Kayığı


Eskiden de Boğaz’ın her köyünden İstanbul’a gidip gelmek üzere vasıtalar vardı.Bunların başlıcaları da Pazar kayıklarıydı.On üç metre uzunluğunda,iki buçuk metre genişliğinde olan bu tekneler altı hamlacı ve bir reis tarafından sevk ve idare olunurdu.En uun küreği altı buçuk metre boyunda ve sekesen kilo ağırlağındaki baş kürekti.
  Her köyün pazar kayığı, o köydeki cami veya avarız vakıflarının malı olduğundan,her sene kesim suretiyle bir reise ihale edilirdi.Hamlacılardan biri işini terk ettiği veya sılaya giderek küreğini devreylediği zaman; küreğe yeni sahip olan, bırakana, kayığın iş hacmine göre yirmi ila kırk altın arası peştamallık verirdi.
  Pazar kayıklarının Köprü’de hususi iskeleleri, kendi köylerindeyse yine hususi kayıkhaneleri vardı.Bu dev cüsseli kayıkların her bir küreğini bir kişi ayakta çekerdi. XVII.asırdan sonra Pazar kayıkları çok rağbet  görmüştü. Haliç,Marmara ve Boğaz’da on yedi iskeleye bin dört yüz elli sekiz pazar kayığı kayıtlı  bulunuyordu.
  Ama,Boğaziçi’nin nakil vasıtaları sadece pazar kayıklarından ibaret değildi.Özellikle XIX.asırda Boğaz’da seyir ve sefer,padişahın,hanedanın,devlet adamlarının,şahısların ve esnafın olmak üzere çeşitli renkte ve özellikle kayıklarla yapılırdı.
  Hele Boğaziçi suları, buharlı vasıtaların dümenleri ve uskurlarıyla dalgalanmadan çok önce,insan gücü, deniz vasıtalarının hem dümeni hem de cer ve tahrik vasıtasıydı.İşte ister bir çifte,ister on çifte olsun,daima pazu kuvvetiyle yol alan bu deniz tekneleri,sarayın ve resmi makamların birer sanat eseri olan muhteşem kayıkları tersanede yapılırdı.Birer su perisi,suların başına tac ettiği birer nazlı eabe malukunu hatırlatan bu kayıklar,Boğaz ve Haliç kıyılarında, akar gibi ,kayar gibi, şeker gibi geçip giderlerdi.

Saltanat Kayığı


  Saltanat kayıkları,kırlangıçlar,piyadeler,peremeler,futalar,ateş kayıkları,kikler ve nihayet son devrin hantal sanbu deniz tekneleri,sarayı ve resmi makamların birer sanat dalları ve alabanalar, yanlız Boğaz’ın değil devirlerin de üstünden gelip geçmiş ve ömürlerini su üstünde tamamlamış yüzücü mahluklar misali idi.Ama Boğaziçi şiirinin şahbeyti piyadelerdi! Ağırbaşlı,vekarlı ve incelmiş bir medeniyetin elinden çıkmış bu rüya ve hulya beşikleri,sanki insan hünerinin değil de,Boğaz sularına tabiatın bir hediyesi idi.Ihlamur ağacından yapılan piyadeler, hem tekne mimarisi hem de sanat ve ziynet bakımlarından vasıl olunabilecek bir son merhale idi.
  Henüz zamanın istiskaline uğramamış olan bu tek,iki veya üç çifte piyadeler,Boğaziçi’nin sagarları gibi,güzelliklerini,cazibelerini duya duya,duyura duyura, alımla çalımla oradan oraya kayarken, bu nazlı süzülüş bu renkli akış,geçekten de sohbet ve muhabbet meclislerinin şehlevend sagarları misali,gözlere de,gönüllere de ikram üstüne ikram yerine geçerdi.
  Boğaz sularında doğmuş bir mahluk, bu  suların içinden baş çıkarmış bir deniz perisi gibi,köyleri ve kıyıları birbirine bağlayan bu tekneciklerin, arka taraflarıyla sağ ve sol küpeştelerinden sulara sarkan sırma ve kılaptan işlemeli kadife veya ipek örtüler bulunurdu.Rüzgarın oyununa gelip uçmamaları için uçlarına pirinçten, nikelden veya gümüşten takılmış toplar, balıklar, denize kadar sarkarak adeta sularla cilveleşirdi.
  Ya piyade hamlacılarının kıyafetlerine ne demeli? Çuhadan ve kalikot patiskasından giydikleri dizlik, yine çuhadan fermeneli yelek ve salta, yenlerigeniş bürümcük gömlek,beyaz çorap,rugan yemeni ve kırmızı fes, bu efsane kıyafetini bütünlerdi.Beş altın liranın bir aileyi gül ibi geçindirdiği o devirlerde,bir hamlacı kostümünü tamamlamak için on beş lira lazımdı.Yüz elli atından aşağı alınamayan üç çifte piyadenin döşeme ve kürekçi masrafları ir araya gelince,su üstünde yüzen yalnız bir ihtişam değil,aynı zamanda bir servet ve varlık demekti.
  Talimli ve terbiyeli hamlacıların vazife başındaki tavırlarına,tutumlarına,çalımlarına,hele kürek çekişlerine ,uzun ve ciddi bir çalışma sonunda elde edilen bu hünere, başlı başına bir sanat denebilirdi.
   Zira hamlacı,sıvıryacı ve başçı,ilk kürekleri suya hangi ahenk,hangi tavır,hangi ölçüyle daldırmışlarsa gidecekleri yere kadar aynı tavrı muhafaza ettiklerinden, adeta bu üç çifteyi bir tek hamlacının çektiği sanılırdı.
  Saltanat kayığı, daima yedi çifte olur, tertibatında ve tezyinatında da diğer vezirlerinkini gölgede bırakacak ölçüde ihtişamlı bir sanat göze çarpardı.
  Vezirlerin kayıklarıysa beş kürek olur,baş taraflarında bulunan alametler, suları süratle yarıp geçerken bile, sahilden bakanlara:
   Bu vezir kayığıdır,dedirttirirdi.Vezir kayıklarında bir yaver ile tüfekli ve palaskalı iki çavuşun bulunmasıda şarttı.
   Kaptan paşanın kayığının imparatorluk donanmasına hükmeden adama yakışık tarzda olması tabiiydi.Öyle ki bu kayık,kadırga burunlu ve sanki harp filosundan gizlice kaçıp bir eyyam keyfince zevk etmeği aklına koymuş genç ve hovarda bir bahriyeliye benzerdi.
  Divanhanede vazifeli olanların erinde ise daima bir kik bulunurdu.
  Boğaziçi sularının yüzü,ilk defa İkinci Sultan Mahmud zamanında dümenler, ve uskurlarla hırpalanıp tokatlandı.Sonu gelmekte olan yelken devrinin ilk ölüm işaretiydi.
  Bir kere ecel görmeyegörsün...
  Ezel buyruğunun yazdığı bu fermanı bozmaya kimin gücü yeter?Devirler de insanlar gibi değil midir?Onların da ömürlerinin bir başı ve sonu olmak mukarrer...Her doğanın,her başlayanın bittiği bu alemde,binlerce yıldır cennet rüyası gören bu deryaçe, bu küreklerle öpüşüp oynaşan Nehr-i aziz de asırlık hulyasından silkinecek,rüyasından uyanacak, sarsılacak,ezilecek, insan elinden makine eline geçişinin ıstırabı ve ıztırarıyla başına gelenlere katlanacaktı.
  Katlandı da...Artık yavaş yavaş vapur şirketleri kurulmaya başlanıyordu.
  Fevaid-i Osmaniye,Aziziye,İdare-i Mahsusa,İdare-y Muvakkate ve nihayet 1854’te kurulan Şirket-i Hayriyye, kürek devrinin son nefesini idrak eden şahitlerdi.
  Yabancı şirketlere de Boğaz’da vapur işletme izni verilmişti.
  Şu var ki,iskeleler yapılmadan önce vapurlar,rıhtımları müsait olan yalılara yanaşırlardı.
  Nihayet, Üsküdar,Kandilli,İstinye,Boyacıköyü,Bebek iskeleleri kurularak,küreği saltanatına son veren makine,Boğaz sularını da hükmü ve hakimiyeti altına almış oldu. 

Kaynak : SEMİHA  AYVERDİ

Türkiye Tatil Rehberi Hava Durumu
İl İl Türkiye Fotoğraf Galerisi Deniz Suyu Sıcaklıkları
Sağlık Turizmi Kar Kalınlıkları
Kilometre Cetveli Konsolosluklar
Ulaşım (Otobüs, Havayolu,Tren,Denizyolu) Vize ve Pasaport İşlemleri Rüya Tabirleri
Tarihi Yerler ve Müzeler Uçak Bileti Ülke Rehberi
Kültür Haritası Online Uçuş Bilgileri İstanbul Rehberi
Yol Durumu Live Cam Şehir Planları
Dünya ve Osmanlı Mutfağı Yemekleri Aktiviteler Haberler
Tüm Osmanlı İmparatorluğu Tarihi Tüm Dünya Fuarları Sinema
Hayatı ve Fotoğrafları ile Atatürk Turizm Haberleri  
Müze Rehberi Yurt Dışı Otel Rezervasyon  
Haritadan Otel Arama İngilizce Sözlük  
Yaş Hesaplama Makinası İdeal Kilonuz Hesaplayın?
Geztürkiye RSS