İstanbul Tılsımları


İSTANBUL’DA OLAN GARİP ACAİP TILSIMLAR HAKKINDADIR

Tılsımlar


Madyan oğlu Yanko,Kral Vezondan ve Konstantin devirlerinde İstanbul çok güzel imar olunmuştu.Halk çok kalabalıktı.Her ülkeden usta mimar ve mühendisler,Cerr-i eskal(Mihanik-Makine) ilminde eski bilginler,garip ilimleri iyi bilenler getirilmişti.Şehir halkının her türlü bela ve felaketlerden korunmaları için her usta,İstanbul’un yirmi yedi yüksek yerinde,yirmi yedi gözcü tılsım yaptılar.
  Evvela Ya’fur,Avrat Pazarı denilen yerde bin parça beyaz mermerden ,minare içi boş,merdiveni yüksek bir direk yaptırdı.Madyan oğlu Yanko’unun,Hindistan’ı,Loristan ve Mültan’ı büyük bir ordu ile zaptetmeye gidişi,askerin şekli ve resimleri bu taşın dört tarafına işlenmiştir.Resimler sanki canlı gibidir.Bu taşın tepesinde yekpare beyaz mermer üzerine peri yüzlü bir mermer yapılmıştır.Söylenenlere göre, yılda bir defa bir  feryat koparır,yeryüzünde ne kadar kuş var ise o heykelin etrafında dönermiş.Bu kuşların  binlercesi yere düşerler ve halk da bunları yermiş.Konstantin zamanında ise bu taşın üstüne ruhbanlar çıkıp ,düşman gelip gelmediğini gözetlerler idi.

Çemberli Taş


  İkinci tılsımat,Tavuk Pazarı’ndaki bir parça sütundur.Kırmızı renkli som mermerden yapılmıştır.100 zira’ boyunda yuvarlak bir sütundur.Bu da zelzele ile harap olmuş,insan oyluğu kalınlığında çemberlerle sağlamlaştırılmıştır. Yapılış tarihi İskender’den 130 yıl önce ve Hazret-i Peygamberin hicretinden 970 senesine gelinceye kadar 2390 yılı olduğu bilinmektedir.

Yılan Başlı Sütun


  Üçüncü tılsımat,Saraçhanebaşı’nda tek bir yüksek taş üzerinde beyaz mermerden yapılmış Büyük Pozantin ‘in kızının lahti bulunan bir taştır.Ölünün karınca ve yılandan zarar görmemesi için tılsım yapılmıştır.


  Dördüncü tılsımat,Altınmermer’dedir.Altı adet yüksek mermer direktir.Her birini eski bilginlerden üstad rasadlar yapmışlardır.Biri Kavala kalesi sahibi Filkos’dur.O direk üzerinde tunçtan kara bir siner resmi yapılmıştır.Devamlı olarak  o sinekten sinek sesi çıktığından İstanbul içine asla sivrisinek girmezdi.


  Beşinci tılsımat, Altınmermer’in birinde ilahi eflatun bir sivrisinek şekli meydana getirmiş olup,İstanbul’a sivrisinek girmesine engel olmuştur.  Hala etkisi görülmektedir.


  Altıncı tılsım,yine Altınmermer’in biridir.Bunda Sokrat ‘a mensup bir leylek resmi vardır.Bu leylek,rüzgarın çarpması ile ses verince İstanbul’da bütün leylekler ölürdü.Halen İstanbul içinde leylek bulunmaz ve yuva yapmazlar.Fakat Eyüp’de ve Üsküdar’da çoktur.


  Yedinci tılsım,yine Altınmermer’de ve adı  Sokrat’a ait olan bir horoz resmidir.Bu horoz,yirmidört saatte bir kere öter ve bütün horozları uyarıp onlara önderlik ederdi.Bugün İstanbul’un horozları diğer şehirlerin horozlarından  önce öterler ve bütün uyuuanları sanki namaza çağırırlar.


  Sekizinci tılsım,Altınmermer’in birinde bulunan kurt resmidir.İstanbul koyun sürülerinin çayırlarda çobansız gezip,kurtların kötülüğünden uzak kalmalarını sağlarlardır.


  Dokuzuncu tılsım, bu Altınmermer’in birinde,tunçtan yapılmış bir genç erkek ve sevgilisinin birbirleriyle kucaklaşmış haldeki heykelleridir.Halktan karı-koca kim kavga ederse gelip bu taşı kucaklarlarsa hemen barşırlardı.


  Onuncu tılsım da, yine Altınmermer’in birinde bilgin Calinus’un beyaz mermerden yaptığı iki resimdir.Bu resimlerden biri beli bükülmüş bir ihtiyardır.Diğeri onun karşısında bunak bir kadın resmidir ki,deve dudaklı,asık suratlı ve iki büklüm haldedir.Bir erkekle bir kadın eğer geçinemezlerse onlardan biri bu resmi kucaklarsa hemen boşanırlarmış.Bu mermerler zelzele dolayısıyla yıkılmış olup,yerde toprak altında durmaktadırlar.


  Onbirinci tılsım,Sultan Beyazid hamamının altında dört köşeli,bin parçadan yapılmış bir sütundur.Yüksekliği seksen zira’dır.Taun(veba) hastalığının girmemesi için tılsımlı idi.Bu sütun durdukça şehre taun hastalığı girmezdi.Beyazid Han,hamam yaptırıken bu taşı devirdiler.O anda Sultan Beyazid’in bir oğlu Davut Paşa bahçesinde taundan vefat etti.Mezarı kapının içinde bir sofa  üzerindedir.Ondan sonra da İstanbul’da taun yayıldı.


  Onikinci tılsım,Eğrikapı yakınında Tekfur Sarayı’ndaki (Mihalaki) adındaki bilginin yaptırdığı siyah mil üzerine tunçtan yapılmış bir ifrit heykelidir.Bu heykel yılda bir kere ateş saçardı.Herkes onun ateşinden bir kıvılcım alırmış ve o kimse sıhhatli oldukça ateşliği sönmez imiş.


  Onüçüncü tılsım Zeyrek’tedir.Hz Yahya kilisesi bitişiğindeki mağaradır.Her sene kışın zemberi geceleri olunca nice  koncoloz denilen cadılar çıkarak arabalar üzerine binip dolaşırlarmış.


  Ondördüncü tılsım,Ayasofya’nın güney tarafındadır.Dört adet beyaz mermer üzerine Azrail,İsrafil,Mikail ve Cebrail’in resimleri yapılmıştır.Bunlar dört yöne doğru bakarlardı.Yılda bir kere Cebrail suretindeki resim kanat çırpıp bağırınca doğu bölgelerde bolluk olur derlerdi.İsrafil resmi kanat çırpsa batıda kıtlık olacağını gösterirdi.Mikail resmi kanat çırpsa kuzey tarafta bir kahraman çıkardı.Azrail resmi kanat çırpınca dünyanın her yerinde veba hastalığı çıkar,diye inanılır idi.Hazret-i Peygamber (A.S) zamanında meydana zelzeleden bunlar yerle bir olmuştur.Bugün bunların direkleri Çukur Çeşmeler bitşiğinde seyrolunur.Dört adet mermer direktir.


  Onbeşinci tılsım,At-Meydanı’ndadır. “Milyonbar” denilen yüksek bir sütundur.Yüksekliği 150mzira’dır.Konstantin, hükümdarlığı zamanında,şehirlerin her birinden çok kıymetli birer taş getirtmiştir.Sütunun tepesine mıknatıslı bir taş getirtmiştir.Sütunun tepesine mıknatıslı bir taş koydurmuştur.Getirttiği taşları bir demir direğin etrafına hesaplıca koydurup inşa ettirmiştir.Taşların sayısı 300.000 kadar olduğuna göre idaresi altında olan şehirlerin sayısı da 300.000’e vardığı anlaşılıyor.Sütun içindeki demir mile tutturulan mıknatıslı taşın sebebi,bunun demiri çekme özelliği olduğundan,kıyamete kadar bu sütunun yıkılmasına engel olmaktır.Bu sütunu yapan mimarın mezarı da sütunun dibindedir.Adı Odyarin’dir.Ayasofya’yı yapan mimar Enhadoş’un oğludur.


  Onaltıncı tılsım,yine At-Meydnı’nda yekpare, dört köşe, kırmızı bukalemun renginde bir taştır.Madyan oğlu Yanko zamanında iyi bir mimar tarafından yapılmıştır.


  Onyedinci tılsım,Burma direktir.Bu direk,üç başlı bir ejderha şeklindedir.Başının birisini bir Yeniçeri yiğidi kılıç ile bir vuruşta kırmıştır.O tarihte bunun tılsımı kısmen bozulmuştur.İstanbul içine yılan,çıyan ve akrep gibi hayvanlar dolmuştur.Yüksekliği 10 zira’dır.Diğer 10 zira’lık kısmı Sultan Ahmet Camii yapılırken toprak altında kalmıştır,derler.

Deniz Tıldsımları


  Denize ait olan acaib tılsımlar
  Birincisi Çatladıkapı’da ,Güngörmez Sarayı bitişiğindeki tılsımdır.Dört köşe bir sütun üzerinde bir dev şekli vardır.Her ne zaman Akdeniz tarafından düşmen gemileri görünse bu tunç dev heykelinden bir ateş çıkar ve düşman gemilerini yakardı.
  İkincisi;Kadırga limanında bakırdan yapılma bir gemi vardır.Yılda bir defa zamheri gecesi olduğu zaman İstanbul’un sihirbaz kadınları o bakır gemi ile sabaha kadar denizde gezer,Akdeniz’i korurlardı.Hatta Fatih’in İstanbul’u alışında bu geminin ele geçirildiğini söylerler.
  Üçüncüsü; bir başka bakır gemi de Tophane tarafında varmış.Yine zemheri gecesinde  bütün sihirbaz ve falcılar gemiye binip Karadeniz tarafında dolaşarak buraları korurlarmış.Muaviye oğlu Yezid’in Galata’yı ele geçirdikten sonra bu gemiyi parçalattığını söylerler.
  Dördüncü tılsım; yine Sarayburnu’nda üç yüz sütun üzerinde,üç yüz altmış çeşit deniz hayvanının heykellleri vardı.Mesela,Hamsin ayında Hamsin balığı heykeli ses çıkartınca Karadeniz’de hiç hamsin balığı kalmaz,bunların hepsi İstanbul’ a gelip sahile vururlarmış ve bütün Makedon halkı amsin balığı ile geçinirlermiş.
  Altıncısı;Erbain’de kırk gün çeşitli balıklar deniz dalgalanmadan tılsımların etkisi ile hepsi karaya çıkar ve halka gıda olurlarmış.
  Sonra bu tılsımlar Hz.Peygamberin doğduğu gece büyük zelzeleden yıkılmışlardır.Bugün halen bunların direkleri Sarayburnu’nda Selimiye köşkünden ta Sinan Paşa köşküne kadar sahil yolundan kaldırım gibi döşenmişlerdir. Denizden kayıklar ile geçenler görebilirler.Gerçi,sütunlar yıkılıp yerle bir olmuştur;ama tılsımlı olan şekilleri denize ait olup,yine denize düşmüş olduğundan, etkileri görülmektedir.Her yıl nice çeşitli balıklar kenara çıkarlar.
  İstanbul kalesi yirmi dört mil denizle çevrilmiştir.Her mil başında da bir şeye tesir eden tılsımlar vardır.Bu yirmi dört mil denizi bir adam birgünde dolaşır.Fakat o gün için zor bir iş olup,ancak onbeş saatte dolaşılırdı.Halen İstanbul’un doğudan batıya kadar olan uzunluğu on beş buçuk saattir.Enlemi beşinci iklimin  ortasındadır.Bunun için havası ve suyu hoştur.


Her dilde İstanbul’un adı hakkındadır.
  İstanbul’un ilk adı Latince’de (Makedonya)dır.Kurucusu Yanko olduğu için ,Süryanicede(Yankoviçe) dir.İskender’e nispet olunarak (Aleksandre),ondan bir müddet sonra da (Pozanta) dediler.Yahudi dilinde bir müddet (Vezendone) Frenkler(Yağfuriye) ve Konstantin yaptıktan sonra da (Pozantiyam) ve (Konstantiniye) denmiştir.Nemse(Avusturya) dilinde (Konstantinapol),Ruslar(Tekfuriye)derler.Ağrık (Rumca) dilinde (Granduye)Macarca’da (Vizenduvar),Lehçe’de (Kanatorya),Leh dilinde (Alyana),İsveç dilinde (Harakliyan),Felemenk dilinde (İstefanya),Frank (Ağrandone),Portekiz dilinde (Kostiye),Arap dilinde (Konstantiniyye-i Kübra),Fars dilinde (Kays’er-i zemin),Hindçe’de (Taht-ı Rum),Moğolca’da (Çakdurgan),Tatar dilinde (Sakarya),Osmanlı dilinde (İslambul) denir.(Galgala-i Rum) adıyla da şöhret bulmuştur.
  Günler geçtikçe Konstantin zamanında İstanbul o kadar güzelleşti ki; bunun yanında nüfusu da oldukça artmış idi.Bir paskalya gününde nüfusun dört yüz bin olduğunu Konstantin’e bildirmişlerdi.Deniz sahilinde kırk bin dalyan vardı.Yedikule’den Sarayburnu’na kadar geniş cadde yapılmıştı.Şimdiki gibi lodos rüzgarı kale duvarlarını yıkmazdı.Fakat ilk yapıldığından beri deniz tarafında hendek yoktur.Zira deniz kenarı olduğundan hendek kazmak mümkün değildi.Sonra denizden korkulmadığı için sur dahi bir kat üzerine yapılmıştır.Fakat Fatih Sultan Mehmed zamanında Akdeniz ve Karadeniz boğazları biraz daha kuvvetlendirilmiş ve deniz tarafı daha güvenli hale getirilmiştir.
  Konstantin’in kaleyi yaptırdığı zaman kalenin 366 kapısı vardı.Fatih İstanbul’u aldıktan sonra bu kapıların 27’sini bırakıp diğerlerini kapattırdı.Hala bu kapanan kapıların yerleri üç tarafta da görülmektedir.
  Kısacası,Konstantin’in ömrü böyle şehri imar ile geçmişti.Otuz dört yıl saltanattan sonra öldü.Yerine oğlu (Makro Kral Konstantin) geçti.
  Ayasofya bunun zamanında yapılmıştır.Bu da öldükten sonra yerine  (Şilişter) adında biri kral oldu.Ondan sonra Niron tahta geçti.Fakat Niron ,Hıristiyan azizlerinden birini öldürüp Roma’yı ele geçirdikten sonra Helane’nin planı ile yok edildi.
 

Kaynak : Evliya Çelebi

 

Türkiye Tatil Rehberi Hava Durumu
İl İl Türkiye Fotoğraf Galerisi Deniz Suyu Sıcaklıkları
Sağlık Turizmi Kar Kalınlıkları
Kilometre Cetveli Konsolosluklar
Ulaşım (Otobüs, Havayolu,Tren,Denizyolu) Vize ve Pasaport İşlemleri Rüya Tabirleri
Tarihi Yerler ve Müzeler Uçak Bileti Ülke Rehberi
Kültür Haritası Online Uçuş Bilgileri İstanbul Rehberi
Yol Durumu Live Cam Şehir Planları
Dünya ve Osmanlı Mutfağı Yemekleri Aktiviteler Haberler
Tüm Osmanlı İmparatorluğu Tarihi Tüm Dünya Fuarları Sinema
Hayatı ve Fotoğrafları ile Atatürk Turizm Haberleri  
Müze Rehberi Yurt Dışı Otel Rezervasyon  
Haritadan Otel Arama İngilizce Sözlük  
Yaş Hesaplama Makinası İdeal Kilonuz Hesaplayın?
Geztürkiye RSS